ZİNDAN


“Zindan; iki heceyle alemi bir kabre çevirdiler!”

           Zindan deyince akla ilk ne gelir, neler zuhur eder gözlerin önünde?
           Loş karanlık, dört duvar ve demir parmaklıklar! Küçücük bir cam, nemli ve ağır kokulu, pis hava! İnsanın içine zehir gibi çöken ve ıstırabı gün be gün katlamaya memur olan bela; yalnızlık!..
           Zindan başka neler hatırlatıyor? Anahtar şıngırtısı ve iskarpin takırtısıyla, ara sıra yoklayan, yüzü bir ölününki kadar hissiz ve tepkisiz olan bir gardiyan, nadiren görünen devlet suretli hapishane müdürü…
           Azıcık su, biraz ekmek… ve daim uyku, uyku…
           Başka, daha başka? Bir yığın ‘sözüm ona suçsuz’ sabıkalının bağrışmaları, kavgaları, küfürleri…
                           …
           Zindanda en çok bulunan şey, zaman. Ağlamak inlemek, sıkılmak ve uyumaktan arda kalan zaman!
           Zindan ve zaman! Ve bir de ben; zâhirde ikisinden de yoksun ve uzak, bâtında ikisinin de esir ve mâliki olan, ben.
           Ben; ateşin yakmadığı, buzun dondurmadığı, vurulsa da ölmeyen, ölmeyi beceremeyen bir ruhi azap müptelası… Şimdi zaman zindanlarında, ayağımda saniyelerden prangalar, bekliyorum. Bekleyişim zamanı durduracak celladın gelmesiyle son bulur!

 

Üstat’a ithafen…


« BÖYLE UNUTURUM BELKİ   |   başlığı yok; sadece ufak bir not… »



Yorumlar

Giriş yaparak yorum yazabilirsiniz.

Bu Yazı Hakkında

Türkyılmaz-yarım şair üzerinde şu anda okumakta olduğunuz 'ZİNDAN' isimli yazı 27 Eki 2007 tarihinde, saat: 21:07 'de hasan tarafından gönderilmiş, toplam 533 defa okunmuştur.

Benzer yazıları Denemelerim kategorilerinden okuyabilirsiniz. Yazar ile irtibat kurmak için email gönderebilirsiniz. Yazıya yorum yapabilir ya da yapılan yorumları RSS 2.0 ile takibe alabilirsiniz.


Eklenen Son Yazılar
Yapılan Son Yorumlar
Bağlantılar